silip yeniden yazmak yerine silip tertemiz sayfaya bakmak gerek bazen hayatta. hatalar eksikler yanlışlar hep düzeltilmeli değil, öylece bırakılmalı. kendini yavaş çekime alıp diğer hayatı hızlandırıp kalmalı.
dün sabah k-pax‘i izledim tekrar. keÅŸke ben de oralı olsam dedim içimden. prot’un “siz insanarın bu kadar yıl nasıl yaÅŸadığınızı anlamıyorum” demesi bana dünyalı olarak çok koydu. hastanedekiler gibi ben de ona bir mektup yazmalıyım galiba.
o kadar çok kavganın içindeyiz ki, şu yaşamdan nasıl tat alınmazı yapıyoruz sanki.
ben se ÅŸu aralar mücadelenin içinden sıyrılıp dinlenmek istiyorum…
turgut uyar ne güzel yazmış:
“…pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmiÅŸim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiçbirinizle döğüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiÄŸim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız…”
yaklaşık 1 aydır diÅŸ yaptırıyorum. en son iki yıl önce gidip aÄŸrıdan geçici olarak kurtulduktan sonra bir diÄŸer randevudan köşe bucak kaçmıştım. ancak son iki aydır sürekli aÄŸzıma gelen diÅŸ parçaları, yemek yerken birden atılan minik çığlıklar ve 3 gün 3 gece geçmek bilmeyen ölümcül aÄŸrıdan sonra (kolonyayı artık diÅŸime boca etmiÅŸ ve başım dönmeye baÅŸlamıştı) tedaviyi kabul ettim. bu kez tedaviye Afad’dan tanıştığım çok da iyi bir fotoÄŸrafçı olan doktorumla baÅŸladık. ilk seferi çok stresliyi, çok titredim, çok korktum ve aÄŸladım ama sonraki seferlerin hepsinde kendimle gurur duyacak kadar sakin bir hastaydım. ÅŸu zamana kadar 2 çekim, 5 dolgu yapıldı. 1 ay kadar daha devam edecek ve ben sonunda doya doya fındık ve maraÅŸ tarhanası yiyebileceÄŸim.
bir çok sağlık sorunu yaşadım, kimisi biraz ciddi kimisi pek de önemsenmeyecek ama artık dişlerim yapılmış olacak ve bu benim için çok büyük bir adım. bu gazla bir kaç randevu daha alıp onları da halletmeye karar verdim. sağlıksız olmak, sürekli bir yerlerimde ağrı hissetmek beni çok yordu.
şu an hissettiğim şey ise yüzümün sadece solu, sağ tarafım nerdeyse beynime kadar uyuşuk. konuşurken soldan soldan konuşuyorum. az önce birazcık çorba içmiştim, sehriyelerin büyük bir kısmı yüzümün sağında kalmış ve ben bir süre öyle kalmışım :) bir süre sevgilim beni öpmek istemeyecek galiba :P
kış yağmuru beklendik, alışıldık ve şaşırtıcı değilken ağustosun sonlarında cehennem sıcağına düşen bir kaç damla herşeyi güzelleştirebiliyor.
bana iyi geliyor yaz da olsa kış da olsa minik saf su damlacıkları…
jason mraz; komik mimikleri, mutlu ve hüzünlü olmayı aynı anda başaran sesi ile son zamanlardaki takıntım. şu aralar tam da hissettiğim gibi bir şarkısı life is wonderful..


yaz ayını sevmeme neden olan dünyanın en rahat ÅŸeyleri bu parmak arası terlik ve ayakkabılar. ancak topuksuz, mümkünse siyah ya da kahverengi olmalı. dümdüz ve çok sade…
keÅŸke kış için parmak arası botlar da olsa… (:
önceki yazlar kadar hevesle tatil beklediğim bir yaz olmadı bu yıl. haftada 3 gün çalışmanın az yorgunluğundan olsa gerek. yine de 1 haftalık ultra herşey dahil sistemine kolu kaptırmayı düşünüyorduk.
sevgilimin böbreklerindeki minicik taşlar tam da tatile çıkacağımız gün hareketlendiler. bolca su, fundalı avakoda çayları ile doktor kontrolunde bir kaç hafta ile tatile giriş yaptık. evde alakart restrondaki yemeklere benzer şeyler yaptım, deniz kokulu oda parfümleri ve deterjanlar kullandım, gün içinde hindistancevisi kokulu güneş kremleri sürüp gezdim ki sevgilim kendini kötü hissetmesin.

saÄŸlık sıkıntılarından kısmen de olsa kurtulunca antalya yolu üzerinde, taÅŸucu’ndan hemen sonraki boÄŸsak köyüne gittik. 3 günlük ufacık bir tatil yaptık. kaldığımız yer yaklaşık 40 yıldır orda bulunan güzel bir oteldi. 5 yıldızlı otellerdeki kalabalık döngü yoktu. herÅŸeyden önemlisi denizi ve doÄŸası harikaydı. hafta içi gittiÄŸimiz için çok daha keyifli oldu. sahilde uzanıp tam karşımızdaki dana adasına ev yapma hayalleri kurduk, gece yıldız izi fotoÄŸrafları çekmeye uÄŸraÅŸtık ve en kısa sürede tekrar oraya gitmek için can attık…
bu grubu illk kez bir kaç gün önce harika bir müzik blogu olan punkreas‘da gördüm. ilk dinlediÄŸim ÅŸarkıları da Geçti Dost Kervanı oldu. ancak yeni çıkan 2. albümlerindeki her bir ÅŸarkı insanı alıp götüren, deli eden hep dinleten türde ÅŸarkılar. ararlında en bilindik olan ise my istanbul. hatta bu ÅŸarkının klibi mtvde epeyce yayınlanmış.
ancak ben uzun süredir televizyonu sadece belli dizileri izlemekte kullandığım için ne yazıkki haberim olmamış.grup hakkında daha aydınlatıcı bilgiler burda ve şurda yer almakta. albümleri ise myspace sayfalarında.
benim dersler bitti gibi. 6 sezonluk sex and the city dizisinin tüm bölümlerini 3 haftada izleyip filmine de gittikten sonra ev sıkılmaları baÅŸlamak üzereydi ki deli gibi fotograf çekip bu anları atlatmak isedim. garip bi’ÅŸi bu merak. yürümekten daima nefret eden ben sırf fotograf çekmek için hayatım boyunca yürüdüğüm tüm yolu bu yıl bir daha katettim sanki. ama gezerek fotograf çekmek hala yoruyor beni.
şimdilik çamaşır odası görevi gören, aslında çocuk odası olması gereken ama arada mini studyoya dönüşen odamızda geçiyor vaktimin epeysi. ilk denemeleri kendi üzerimizde yapıp 3-4 gün boyunca sürekli ortaya çıkan fotograflarla eğlendik. sırada 22 kişi beklemekte aynı karelerden çektirmek için.
son plan 24 kiÅŸi ile 24 kare fotograf çekmek oldu. dediÄŸim gibi ilk ikisi sevgilim ve ben olduk. sonraki kurbanımız yetenek kumkuması ÇaÄŸlar oldu. bu hafta içi bir kaç çekim daha yapacağız ve muhtemelen yazın ortalarında 24×24 bitmiÅŸ olcak. sonrası süpriz :)
biz çok eÄŸlendik, bir çok arkadaşımız da bu karelere bayıldıklarını söyledi. ama herkesin ortak fikri wrzl’nin mimiklerinin daha iyi olduÄŸu yönünde oldu. napalım, o mimik yapsın ben o anları çekerim :)
fotograflarımızı bu siteye yüklüyor sonra da kendimiz soktuğumuz kılıklara bakıp bakıp gülüyoruz.
siz de deneyin :)
sevdim, çok ama çok sevdim.
yasemin mori; sadece dinlemek gerek…