yaklaşık bir haftadır çok hastayım ve bugüne kadar ilaçsız düzelmek için bekledim. ama içtiğim taze meyve suları, pekmezler, ballı sütler kar etmedi. ateş, boğaz ağrısı ve şimdi de berbat bir öksürük. ateşlendiğim gece sevgilim sabaha kadar başımda bekledi beni. sonunda gardımı indirdim ve bugün ilaç kullanmaya başladım. yoksa daha da perişan bir hale gelecek benim zayıf bünye.
fırsattan istifade bolca ıhlamur içip kitap okudum.
bunlardan biri ; Bin muhteşem güneş. yazarın ilk kitabını da bir solukta okuyup hemen ardından filmini izlemiştim. bu kitabı da çok severek ve biraz da ağlayarak okudum. kadın olmayı çok da etkileyici bir afganistan tarihi ile birlikte anlatıyor yazar.
bir diÄŸer bitirdiÄŸim kitabım ise; FotoÄŸraftaki Tutku. kitaba baÅŸlayalı epey olmuÅŸtu ama unutuvermiÅŸim bir ÅŸekilde. çok severek okudum. Annie ve Isabelle’in iç içe geçen ve fotoÄŸraf kağıdın akan hayatları…
ÅŸimdi de Canım oÄŸlum-Canım babacığım; Aziz-Ali Nesin mektuplaÅŸmaları-I okuyorum. çok keyifli bir kitap. ilk cildini hemen bitirip 2. ye baÅŸlamak için sabırsızlanıyorum. Mektuplarda beni en çok etkileyen Aziz Nesin’in oÄŸluna hitapları. canım oÄŸlum, yiÄŸit oÄŸlum, Ali oÄŸlum, canım oÄŸulcuÄŸum, Ali’m oÄŸlum, ortanca oÄŸulcuÄŸum, İki gözüm Ali’m, Nesin oÄŸlum. ve daha bir çok güzel söz.
sabah erken kalkıldı. yataktan çıkmadan önce biraz kitap okundu. alışveriÅŸin ardından sevgili ile uzun ve keyifli bir kahvaltı yapıldı. temizlik bitti, annecik ziyaret edildi. ablacık ile balkon keyfi yapıldı, nisanın ödevlerine yardım edildi, babacık ile ülkenin gidiÅŸat tartışıldı.eve dönülüp csi izlendi, dash oynandı, ff, da, flickr itina ile gezildi, 3. blog girildi. ÅŸimdi ise yorgun düşmüş kollarımı taşıyamıyorum. yazıyı baÅŸtan okuyunca hep edilgen fiil kullandığımı farkediyorum, (zira hepsini ben yapmış olamam düşüncesi hakim olmuÅŸÂ olmalı) ama fırından ıspanaklı börek ve kek kokuları, tertemiz evim beni mutlu ediyor…iÅŸe yarar hissediyorum. ÅŸimdi uyuyabilirim…

geçenlerde sözünü ettiğim fotogram tekniğini sonunda becerebildim. karanlık odada geçen keyifli vakit sonunda 3 fotogram oluşturdum.

kompozisyon vs. çok uğraşmadan sadece tekniği anlama telaşı ile yapılmış işler çıktı ortaya. ama ben çok sevdim ve en kısa zamanda önceden oluşturulmuş kompozisyonlarla denemek için can atıyorum.

chroma mimlemiş beni; takıntılarım ortaya dökmem için.
ben çok takıntılıyım, hepsini yazmam, yazamam. ama sevgilim ile ilk aklımıza gelenler şunlar oldu:
-dash oyunları
-fotoğraf siteleri (deviantart ve flickr başta olmak üzere)
-başladığım işi bitirme telaşı
-karşılık verme derdi
-kahverengi
-kahve çeşitlerini deneme merakı
-çikolata çeşitlerini tüketme hevesi
-saç koparma
-küpe
-açık kapılara dayanamama
-simetri
-canon
…ve daha bir sürü takıntı … ben hasta mıyım yoksa (=

Bugün abim ve sevgilimin yaÅŸ günü..iyiki doÄŸdular, iyiki hayatımdalar…

portre fotoÄŸraflarda kullandığım tüller sonunda baÅŸka iÅŸlere de yarayacak. bugün boyunca tüllerden ÅŸekilller kesip malzeme hazırlamam gerek. çünkü yarın “fotogram” yapmaya çalışacağım.
fotogram; fotoğraf makinası olmaksızın yapılan fotoğraflar aslında. 35mm fil yerine agrandizörün önüne fotoğraf kartını, ışık kaynağı ve kart arasına da yarı saydam cisimleri koyunca ortaya fotogram çıkıyor. şurda örnekleri bulunmakta.

bir de ne zamandır denemek istediğim pinhole tekniğini de bu hafta deneme şansım var. burda bulduğum örneklerden birinin karton üzerine baskısını alıp pinhole makinamı hazırlayacağım. eğer beceremezsem basit bir konserve kutusu yeterli olacaktır.
adana’da bir grup lise öğrencisinin harika sergisinden sonra bu teknik hep aklımda kalmıştı. Onların hocasından bu iÅŸi öğrenecek olmam da ayrı bir keyif (:
fıstık krokan ve çikolatalı pasta, güzel bir sohbet, irish cream aromalı kahve, anne için duyulan merak, biraz da korku, solan nergisler yerine gelen yeni nergisler, sevgilinin kokusu, aÄŸlak aÄŸlak izlenen bir film, bol fotoÄŸraf, biraz kitap, defalarca dinlenen bir ÅŸarkı, ilk defa evde denenen ve tadı sevilmeyen karidesler, balık kokan mutfak, likörlü çikolata, anne sesini duymanın rahatlığı ve mutluluÄŸu, market kalabalığı, tertemiz kokan saçlarım, yaÄŸmur sonrası güzel hava, kil maskesi, internet gezgisi, bir bardak süt ve diÅŸ fırçası…

scott fitzgerald’ın romanından uyarlama olan ve ÅŸu an 13 dalda oscar’a aday gösterilen filmi az önce izledim. izlerken çok aÄŸladım, çok sevdim, çok etkilendim…
bu klibi “seldak; bak bu ÅŸarkıyı sen çok seversin” diye izletti sevgilim. beni bu kadar iyi bilmesine bayılıyorum. sevgilim sevgilimm sevgilimmm; dünyada baÅŸka yerlerde doÄŸup büyümüş olsaydık bile ben kaçar, koÅŸar, gelir yine sana aşık olurdum…
bu arada şarkıyı söyleyenler new yorkta yaşayan iki deli kız, hem de kardeşler. grupların ismi ise the pierces şarkılarının hepsi birbirine benzese de çok eğlenceli bir etki bırakıyorlar. Hatta aşağıdaki videodaki şarkı dexter dizisinin 3. sezon tanıtımında varmış. tanıtımı izlemeyi kaçırmışız ancak ff sayesinde dinlemiş ve sevmiş olduk.
The Pierces – Secret – The most amazing bloopers are here
hemcinslerimde çok kıskandığım bir görüntü; topuklu ayakkabılar!
topuklu giyebilenler; ne kadar güzel göründüğünüzden haberiniz vardır umarım! bense asker gibi botlarım ya da spor ayakkabılarımla rap rap yürüyen bir kişiliğim.
topuklu ile yürüyemeyeceğime göre üsteki herbir ayakkabı için kalbim küt küt atsa da kendime şu aşağıdaki çizmelerden birini almam gerekecek.