Sevgili kuzeninim hediye ettiÄŸi Lomo Fisheye makina sayesinde Lomography delisi oldum çıktım. Bu makinalar ile çekim yapmanın tadı bambaÅŸka. Hele filmleri kendiniz yıkıyor ve basıyorsanız çok daha güzel ve özel oluyor yaptığınız iÅŸ. Şahsen ben deli gibi heyecan duyuyorum. Özellikle lomo’nun beklenmedik sonuçları çok ÅŸaşırtıcı oluyor. Lomo makinamın yanında çok kocaman ve ürkütücü görünen Canon 5D yi elime alınca Lomoya ihanet etmiÅŸ gibi hissetsem de ikisinden de vazgeçemiyorum. Bir yandan herÅŸeyi kontrol edbildiÄŸiniz ve fotoÄŸrafı hemen görebildiÄŸiniz Dslr makina, diÄŸer yanda ışığın, rengin, anın tamamen kontrolsuz ve kötü kalitede kaydedilmesi var. İşte heyecan da burda. (örnekler için burdan lütfen)
Bu oyuncak gibi fotoğraf makinalardan bir çoğunu almak epeydir aklımda.
Açıkcası ben tüm lomo makinaları kullanmak istiyorum. Bütçeme uyduğu sürece her ay bir tanesini alma niyetindeyim. Ancak biraz daha zaman gerekli. Zira tüm ekipmanımı yeniledim; 5D body ve 17-40mm objektif aldım, evdeki stüdyoyu dekore ettim, ışık sistemi aldım vs. vs.
Bu arada makinaların Lomography.com fiyatı biraz yüksek. bunları E-bay’dn almak daha karlı olur gibi. Hem kullanılmış olması koleksiyon oluÅŸturmak için çok daha iyi olacaktır. Hatta B&h Photo fiyatları bile daha uygun.
Ayrıca şurda Lomography ile ilgili güzel bir yazı var. Burda da benim lomo fisheye çekimlerim bulunmakta.
Bir alıntı yaparak sergi haberi de vermek istiyorum. Facebook üzerinde link var, onun dışında bir link bulamadım.
Devamını okuyun »
Belli bir yaÅŸa gelince eskiden “büyük”lerden duyduÄŸum bir çok ÅŸeyin gerçek olduÄŸunu anlıyorum. Hiç kızmayacağımı düşündüğüm ÅŸeylere kızıyor, hiç yapmam dediÄŸim ÅŸeyleri yapıyorum ve iÅŸin garip yanı bunlar beni hiç rahatsız etmiyor! 30 yaşına az bir ÅŸey kalmışken iyice “büyümüş” hissediyorum. Lakin son bir kaç aydır kafam çok ama çok karışık.
Mevzu ; iş-güç. Şu an sanki bir yol ayrımındayım. Ama bu yaşta olmaması gereken bir yol ayrımı bu. Öğretmen olarak çalışmaktan herzaman çok büyük keyif aldım ve çok da güzel geri dönüşlerini gördüm. Ancak bu yıl biraz sağlık sıkıntıları, biraz yorgunluk, biraz da fotoğraf tutkusu ile öğretmenliğe fiilen ara verdim. Öğretmeye devam ettim tabi; sadece upuzun bir süredir herhangi bir kuruma bağlı olmadan geçirdiğim ilk yıl oldu.
Tekrar çalışmak için tam da ÅŸu sıralar baÅŸvuru yapmam gerekiyor. İşte büyük kararsızlık burda. Sınıfı, yoÄŸun ders günlerini deli gibi özlemiÅŸ olsam da bunun için fotoÄŸraf makinasını elimden bırakmak fikri beni çok korkutuyor. Çünkü biliyorum ki bu iki iÅŸ bir arada asla yürümez…

Aylardır csi izlemekten neredeyse hiçbir ÅŸey izlemez hale gelmiÅŸtim. Çünkü ben fena takıntılıyım bitmesi için. En sonunda csi las vegas’ın tüm sezonlarını bitirip haftalık izlemeye geçtim. Csi ny için de ara ara zaman ayırıyorum. Zira tüm sezonların altyazısı bulunmuyor ve bir çok bölümünü de cnbc-e’den izlemiÅŸtim.
Dün akşam çok uzun süredir izleyecekelerimiz listesindeki J.J. Abrams, Alex Kurtzman, Roberto Orci üçlüsünün yazıp yönettiği Fringe dizisine başlamış bulunmaktayım.
Dizi sanki Lost ve Alias karışımı. Alias’daki ajan-çift taraflı ajan, fbi ve cia içindeki kötülere dem vururken Lost’daki sayı çılgınlığı, ölüp dirilme temaları var. Hatta Massive Dynamic ÅŸirketinin Dharma Initiative olduÄŸundan şüphelenmiyor deÄŸilim. Aslında modern X Files bile diyebiliriz.
Fringe’de Peter Bishop rolündeki yakışıklı adam Joshua Jackson; eskilerden bildiÄŸimiz Dawson’s Creek‘in Pacey Witter‘i. Ayrıca ilk bölümdeki kötü adam; Changeling filmindeki kötü adamın ta kendisi. son olarak Lord of The Rings’den hatırlayacağımız Kral Denethor rolundeki John Noble bu dizide kırık bilim adamı Walter Bishop olarak karşımıza çıkmakta.
Åžu an 2. sezonu devam eden dizinin ilk sezonunu eminim bu hafta bitireceÄŸim (:

Hasta yatağım daha soÄŸumamıştı belki İstanbul’a indiÄŸimizde. HerÅŸey öyle hızlı öyle keyifli geçti ki; ben hastalığı vs. unuttum. Karı-koca İstanbul’a Miss Turkey 2009 güzellerini fotoÄŸraflamaya ve bloglamaya gittik. Her anı çok heyecanlı ve keyifli geçti. Yarışma 29 Nisan akÅŸamı olacak. o güne kadar kalmak çok iyi olurdu ancak bünye dayanamadı.
Dün akÅŸam evimize döndük. Harika insanlarla tanıştık, süper dostlar edindik. Zeynep‘in sesini duyduk. Kedili yaÅŸamı tattık. İnternete limk camiasından edindiÄŸimiz muhteÅŸem dostlardan sonra bir kez daha sükrettik. Çünkü en yakın olduÄŸumuz arkadaÅŸlarımızın neredeyse hepsi bir ÅŸekilde internet üzerinden tanıştığımız ve kaynaÅŸtığımız kiÅŸiler oldu. Ve ÅŸunu anladık; bizim kafamızdan pek az insan yaşıyor yakın çevremizde. Bu belki İstanbul’a yerleÅŸmek için bir neden bile olabilir.

Bu arada ilk defa İstanbul ÅŸehrinden çok keyif aldık. Çünkü Taksim dolaylarına (karşı taraftakiler kızmasın lütfen) pek geçemedik. Anadolu yakasında Suadiye’de kaldık, Caddebostan sahili ve BaÄŸdat caddesi gezmeleri yaptık. Åžile’ye gidip gidip geldik.
Derken ben hala çok öksürüyorum ve hala berbat bir şekilde boğaz ağrım var. Bugün aldığım doktor randevusuna gitmedim çünkü ilaç kullanmak istemiyorum.
istanbul’da kaldığımız süre boyunca biriken özel dersler, fotoÄŸraf çekimleri, atolye ödevleri beni bekliyor. koÅŸa koÅŸa istanbul’a gitmek istiyorum, aÅŸağıdaki fotoÄŸrafta olduÄŸu gibi çimlere uzanmak istiyorum. Gülnur kız bana tarçınlı ıhlamur yapsın istiyorum

yaklaşık bir haftadır çok hastayım ve bugüne kadar ilaçsız düzelmek için bekledim. ama içtiğim taze meyve suları, pekmezler, ballı sütler kar etmedi. ateş, boğaz ağrısı ve şimdi de berbat bir öksürük. ateşlendiğim gece sevgilim sabaha kadar başımda bekledi beni. sonunda gardımı indirdim ve bugün ilaç kullanmaya başladım. yoksa daha da perişan bir hale gelecek benim zayıf bünye.
fırsattan istifade bolca ıhlamur içip kitap okudum.
bunlardan biri ; Bin muhteşem güneş. yazarın ilk kitabını da bir solukta okuyup hemen ardından filmini izlemiştim. bu kitabı da çok severek ve biraz da ağlayarak okudum. kadın olmayı çok da etkileyici bir afganistan tarihi ile birlikte anlatıyor yazar.
bir diÄŸer bitirdiÄŸim kitabım ise; FotoÄŸraftaki Tutku. kitaba baÅŸlayalı epey olmuÅŸtu ama unutuvermiÅŸim bir ÅŸekilde. çok severek okudum. Annie ve Isabelle’in iç içe geçen ve fotoÄŸraf kağıdın akan hayatları…
ÅŸimdi de Canım oÄŸlum-Canım babacığım; Aziz-Ali Nesin mektuplaÅŸmaları-I okuyorum. çok keyifli bir kitap. ilk cildini hemen bitirip 2. ye baÅŸlamak için sabırsızlanıyorum. Mektuplarda beni en çok etkileyen Aziz Nesin’in oÄŸluna hitapları. canım oÄŸlum, yiÄŸit oÄŸlum, Ali oÄŸlum, canım oÄŸulcuÄŸum, Ali’m oÄŸlum, ortanca oÄŸulcuÄŸum, İki gözüm Ali’m, Nesin oÄŸlum. ve daha bir çok güzel söz.
sabah erken kalkıldı. yataktan çıkmadan önce biraz kitap okundu. alışveriÅŸin ardından sevgili ile uzun ve keyifli bir kahvaltı yapıldı. temizlik bitti, annecik ziyaret edildi. ablacık ile balkon keyfi yapıldı, nisanın ödevlerine yardım edildi, babacık ile ülkenin gidiÅŸat tartışıldı.eve dönülüp csi izlendi, dash oynandı, ff, da, flickr itina ile gezildi, 3. blog girildi. ÅŸimdi ise yorgun düşmüş kollarımı taşıyamıyorum. yazıyı baÅŸtan okuyunca hep edilgen fiil kullandığımı farkediyorum, (zira hepsini ben yapmış olamam düşüncesi hakim olmuÅŸÂ olmalı) ama fırından ıspanaklı börek ve kek kokuları, tertemiz evim beni mutlu ediyor…iÅŸe yarar hissediyorum. ÅŸimdi uyuyabilirim…

geçenlerde sözünü ettiğim fotogram tekniğini sonunda becerebildim. karanlık odada geçen keyifli vakit sonunda 3 fotogram oluşturdum.

kompozisyon vs. çok uğraşmadan sadece tekniği anlama telaşı ile yapılmış işler çıktı ortaya. ama ben çok sevdim ve en kısa zamanda önceden oluşturulmuş kompozisyonlarla denemek için can atıyorum.

chroma mimlemiş beni; takıntılarım ortaya dökmem için.
ben çok takıntılıyım, hepsini yazmam, yazamam. ama sevgilim ile ilk aklımıza gelenler şunlar oldu:
-dash oyunları
-fotoğraf siteleri (deviantart ve flickr başta olmak üzere)
-başladığım işi bitirme telaşı
-karşılık verme derdi
-kahverengi
-kahve çeşitlerini deneme merakı
-çikolata çeşitlerini tüketme hevesi
-saç koparma
-küpe
-açık kapılara dayanamama
-simetri
-canon
…ve daha bir sürü takıntı … ben hasta mıyım yoksa (=

Bugün abim ve sevgilimin yaÅŸ günü..iyiki doÄŸdular, iyiki hayatımdalar…

portre fotoÄŸraflarda kullandığım tüller sonunda baÅŸka iÅŸlere de yarayacak. bugün boyunca tüllerden ÅŸekilller kesip malzeme hazırlamam gerek. çünkü yarın “fotogram” yapmaya çalışacağım.
fotogram; fotoğraf makinası olmaksızın yapılan fotoğraflar aslında. 35mm fil yerine agrandizörün önüne fotoğraf kartını, ışık kaynağı ve kart arasına da yarı saydam cisimleri koyunca ortaya fotogram çıkıyor. şurda örnekleri bulunmakta.

bir de ne zamandır denemek istediğim pinhole tekniğini de bu hafta deneme şansım var. burda bulduğum örneklerden birinin karton üzerine baskısını alıp pinhole makinamı hazırlayacağım. eğer beceremezsem basit bir konserve kutusu yeterli olacaktır.
adana’da bir grup lise öğrencisinin harika sergisinden sonra bu teknik hep aklımda kalmıştı. Onların hocasından bu iÅŸi öğrenecek olmam da ayrı bir keyif (: