kış boyunca çok az televizyon izledim, o zamanlar da ya sevgilimin çaldığı ve benim evde tembellik yaptığım akşamlardı ya da evde yakınlarımızdan birilerinin bulunmasıydı.
evlendiğimizden bu yana o kadar çok dizi izlemişiz ki. bunun sorumlusu ise bize balayında lost dvdlerini hediye yollayan çekirgedir.
Böylece son 3 yıldır epeyce dizi izledik.
bu dizilerden bir kısmı halen devam etmekte, bir kısmının çekimlerine ara verilmiş, bir kısmının da altyazıları yok.
hal böyleyken ve ben dizi izlemeye çok alışmışken sevgilim bana bir güzellik yaptı. hep duyduğum ama hiç izlemediğim sex and the city ve friends dizilerinin tüm sezonlarını çekti.
ben sex and the city ile başladım. günde bazen 6-7 bölüm izleyerek bir ayda tüm bölümlerini bitirdim ve hemen ardında sinema filmini de izledim. carrie, sam, miranda, charlotte ile artık akraba gibiydim. ara ara rüyalarıma da girmedi değiller (:
hemen ardından friends‘in tüm sezonlarını yine 1-1,5 ay içinde izledim.ne yazıkki onun sinema filmi yok. bu sefer ise chandler, monica, rachel, phoebe, ross ve joey ev arkadaÅŸlarım olmuÅŸtu.
şimdiki yeni takıntılarım lipstick jungle ve weeds.
bu sabah digitürk’te rastladım life is wild dizisine. hem de ilk bölümüne denk geldim. başını biraz kaçırdım ama sonrasında çok sevdim.
diziyi kısaca özetlersem;
Amerika’da yaÅŸayan bir karı kocanın baÅŸka eÅŸlerden olan çocuklarıyla kurdukları aile üzerine. veteriner bir baba ve onun 2 çocuÄŸu, avukat bir anne ve onun iki çocuÄŸu güney afrikaya bir yıl boyunca yaÅŸamaya gidiyor. ÅŸehir hayatından vahÅŸi bir belgesele dönen yaÅŸamları ailenin büyük kızı tarafından anlatılıyor.
digitürk’te geçen sezon oynamış, benim izlediÄŸim tekrar olsa gerek. lassie ve flipper dizilerini anımsattı hatta biraz.
edit: yazıyı yayınlamayı unutmuşum, dizinin 3 bölümünü izledim, safariye çıkmış o.c. gibi geldi biraz ancak zaman geçirmek için izlenesi.
jason mraz; komik mimikleri, mutlu ve hüzünlü olmayı aynı anda başaran sesi ile son zamanlardaki takıntım. şu aralar tam da hissettiğim gibi bir şarkısı life is wonderful..
bu grubu illk kez bir kaç gün önce harika bir müzik blogu olan punkreas‘da gördüm. ilk dinlediÄŸim ÅŸarkıları da Geçti Dost Kervanı oldu. ancak yeni çıkan 2. albümlerindeki her bir ÅŸarkı insanı alıp götüren, deli eden hep dinleten türde ÅŸarkılar. ararlında en bilindik olan ise my istanbul. hatta bu ÅŸarkının klibi mtvde epeyce yayınlanmış.
ancak ben uzun süredir televizyonu sadece belli dizileri izlemekte kullandığım için ne yazıkki haberim olmamış.grup hakkında daha aydınlatıcı bilgiler burda ve şurda yer almakta. albümleri ise myspace sayfalarında.
cenk-erdem bir ara pazar günleriydi sanırım atv de yayınlanan bir programının içinde müzik bölümü yapar ve albumleri filan tanıtırlardı ve hep ’sanatçının kendi adını taşıyan bu albümde’ diye baÅŸlarlardı cümleye.
ve cenk durmazel albüm çıkardı, albümün adı; “kendi adını taşıyan ilk albüm”
daha fazla bilgi için buraya bakmak yeterli.
geçen seneydi galiba, ilk defa cnbc-e deki sıkıcı fransız filmlerinden birine takıldım ve nerdeyse ilk defa sıkılmadan merakla izlemeye baÅŸladım. ama filmin en güzel yerinde elekrik kesildi, uzun bir bekleyiÅŸten sonra geldiÄŸinde ise film çoktan bitmiÅŸ hatta gilmoregirls dizisinin tekrarı baÅŸlamıştı. ve benim ne filmin adı ne de yönetmeni hakkında en ufak bir fikrim yoktu. tek bildiÄŸim isabelle huppert oynuyordu filmde (fransız sinemasından uzak durmuÅŸumdur da). derken tesadüfen az önce cnbc e yi açtım, ustalara saygı kuÅŸağında claude chabrol‘ın yönettiÄŸini öğrendiÄŸim benim film tam benim kaldığım yerden devam etmekte! ve bu sefer elktik kesilmedi ve filmin adını da öğrenebildim, en önemlisi sonunu… cnbc-e beni öyle mutlu etti ki, kendileriyle sözleÅŸtik, yarın akÅŸam ilginç bir külkedisi uyarlaması olan, külkedisinin çirkin kızkardeÅŸinin üzerine confessions of an ugly stepsister filmini izleyeceÄŸim.
son 2 haftadır kaçırmamak istediğim tek tv programının , takdir edilesi, gidip canlı performansları izlenesi, alkışlanası ekibidir kendileri
anında görüntü show adıyla zannedersem 2 hafta kadar önce başlayan bu program gecenin bilmem kaçında benim karnıma ağrılar girmesine sebeptir, cidden çok güzel hazırlanmış ve türkiyede ilk kez uygulanan bir formata sahip
umarım devamı gelir, hatta show olarak uzun yıllar ekranda kalır
Tatilin gelmesi evet güzel hoş ama…
ya LOST
ya Sawyer ve taktığı isimler
ya sahte henry gale
ya desmonda aşık kız ve babası
ya kutuplardaki manyetik hareketlenmeyi bulan denizaltı
ya hurly
ya locke
ya jack ve kate
ya wolt ve michaelın denize açılması
ya binlerce soru işareti ve ayrıntı!!
Bunların hepsi ile birlikte tatil yapmak balayını 38 böüm lost izleyerek geçiren biz için zor olcak, bi de son zamanlarda kaç sezon loacagı hakkındaki söylentiler de can sıkıcı 6 sezona yürek mi dayanır, 3 ü geçmesin diye dualar etmekteyim…