adana’da hiç olmadığı kadar garip bir kış geçmekte bu yıl. her kış eve sırılsıklam gelmeye alışkın olup kışı grip ve nezle olmadan atlatan biz adana yaÅŸayanları bu aralar sadece hastanelerin acillerine gidiyoruz, ya da bünyesi daha dayanıklı olanlar ayakta öksürük, burun akıntısı ile geçiriyor günlerini. inanılmaz bir grip salgını var, 1 aydır 3 kez ciddi ciddi hastalandım, acile gidip iÄŸne bile yaptırdım. ama yaÄŸmayan yaÄŸmur havada asılı kalan virüsleri alıp götürmedikçe, ben iyileÅŸemiycem galiba.
son hastalanmam 2 gün önce başladı, bugün birazcık iyileştim. kimyasal atık şişesi gibiyim korkuyorum setçe bir yere düşersem patlarım diye; o kadar çok ilaç kullanıyorum ki, bağışıklık sistemim altüst oldu artık ilaçlar bir işe yaramıyor. bana iyi gelen galiba ablacık tavuklu şehriye çorbası, annecik böreği, babacık bitki çayları, kocacık sevgisi galiba. neyse en azından herkes benimle ilgileniyor, çocuklar hastayım diye çok soru sormuyor, derste kimse saçmalamıyor, işe geç gidiyorum diye kimse sıkıntı çıkarmıyor, her istediğim oluyor :) ps: grip ve nezle arasındaki fark burda bir de şurda
“Hayatlarını birleÅŸtirdiler” kelimesi doÄŸru. İki hayatı bir yaptık geçen sene bu gün ve 365 kere daha mutluyum ÅŸimdi. İnsan hayatını mutlu kılan ÅŸey doÄŸru kararlar vermek. Bir de karar vermeye gerek bile bırakmayan doÄŸrudan kendinizi bıraktığınız gerçekler var. Geçen sene bu gün benim hayatımın diploma töreni gibiydi ve hayatta bu kadar baÅŸarılı bitirdiÄŸim tek ÅŸey 32 senelik bekarlık meslek yüksek okulu imiÅŸ.
Sen omuzlarıma iliştirilen bembeyaz kanatlarımsın.
geçen seneydi galiba, ilk defa cnbc-e deki sıkıcı fransız filmlerinden birine takıldım ve nerdeyse ilk defa sıkılmadan merakla izlemeye baÅŸladım. ama filmin en güzel yerinde elekrik kesildi, uzun bir bekleyiÅŸten sonra geldiÄŸinde ise film çoktan bitmiÅŸ hatta gilmoregirls dizisinin tekrarı baÅŸlamıştı. ve benim ne filmin adı ne de yönetmeni hakkında en ufak bir fikrim yoktu. tek bildiÄŸim isabelle huppert oynuyordu filmde (fransız sinemasından uzak durmuÅŸumdur da). derken tesadüfen az önce cnbc e yi açtım, ustalara saygı kuÅŸağında claude chabrol‘ın yönettiÄŸini öğrendiÄŸim benim film tam benim kaldığım yerden devam etmekte! ve bu sefer elktik kesilmedi ve filmin adını da öğrenebildim, en önemlisi sonunu… cnbc-e beni öyle mutlu etti ki, kendileriyle sözleÅŸtik, yarın akÅŸam ilginç bir külkedisi uyarlaması olan, külkedisinin çirkin kızkardeÅŸinin üzerine confessions of an ugly stepsister filmini izleyeceÄŸim.
…gibi oldu bu 6 günlük tatil benim için, çok da iyi oldu.
çalıştığım sıkıntılı ortamdan biraz uzaklaşıp özellikle de beni göremediklerinden yakınan ailemle biraz da olsa vakit geçirebildim. adanada hiç olmayacak kadar soÄŸuk geçen kışı anne-baba evinde odun sobasının ateÅŸinde kestane kokusuyla karşıladım, evdeki küçük yiÄŸen nisanın ‘kestane gürgen palamut altı yaprak üstü bulut‘ ÅŸarkısını 15 kez söylemesinden ve soba başında ‘niye piÅŸmiyo bunlar‘ diye vızlamalarından sonraçıtır çıtır yiyebildim.ayrıca annemin muhteÅŸem yemeklerinden patlayacak kadar yedim, babamla uzun sohbetler edebildim, azıcık hastayım diye beni şımartmalarına da izin verdim böylece.
ve ben ilk kez bir yeni yıl gecesini ailemden ayrı, birazını evde birazını da cazara da dansederek geçirdim. geçen şeker bayramında sabah uyandığımda yadırgamıştım evde olmamayı, başka bir evde olmayı, ama hiç şikayetim yok, her ikisi de ayrı keyif; onu anlamış oldum.
anne baba evindeki saltanattan sonra evimde yemekler yapıp toz aldım, yeni yumuÅŸatıcımın ne kadar güzel koktuÄŸunu farkettim, gelen yeni yıl hediyelerini yerleÅŸtirdim (nedense bu yıl gelen hediyeler hep minik mutfağım için oldu; chromanın budundan aldığı kocaman mutfak saati, betty, soner ve özlemin esse‘den alınan çok ÅŸirin fincanlar, ve kendi kendimize aldığımız minik mikrodalga fırın). sonra sabah kahvaltısı hazırlamanın, evde kızarmış ekmek kokusunun ve en önemlisi kahvaltı yapmanın keyfini çıkardım. aslında bu durumdan en hoÅŸnut olan sevgilim oldu :) ve bir daha bir daha sevdim evli olmayı, evimi, kocamı, iÅŸimi hatta bayramı ve yeni yılı; ne de olsa bu tatil onların sayesinde oldu ve güzel geçti.
yarın tatilimin son günü, artık burnumu biraz dışarı çıkarsam biraz da sokaklarda koşturmadan öylesine gezmek için hiç fena olmayacak, bir kaç arkadaşımla görüşebilir, hatta bebek sevmeye gidebilirim. bayram ve yeni yıl telaşından sonra sakinleşen mağazaları dolaşıp ciciler bakınabilirim, ne zamandır almak istediğim kitapları (1, 2, 3) almak için sevdiğim kitapçılarda saatlerce vakit geçirebilir, sevgilime ısrar edip biraz da şirinlik yaparsam baraj gölünün kenarında çay ile içebilirim.
bu arada itiraf etmek de zorundayım galiba, tatil daha da uzasa sıkıntıdan patlayabilirim!
tertemiz bir hayat sundu bana sevgilim…ilk yeni yılımız 1999 dan 2000 e geçilen yıldı, ÅŸimdi ise 2006 dan 2007 geçtik yine birlikte. seneler geçti, seneler geçecek, ama ona baktığımdaki glümsemem geçmeyecek.
kötü hissetmek, onu içinde kocaman bir balon gibi büyütmek çok mu kolay, ben kocaman bir kadın olmuÅŸken hala iç çeke çeke aÄŸlıyor olmak aşılamayan bir sorun mu? hayır deÄŸil. hep mutlu olmak zor. hep neÅŸeli, sabırlı sevgi dolu olmak zor…asık suratlı ve öfkeli olmak da gerekiyor, aÄŸlamak az önce söylediÄŸim gibi iç çeke çeke…ama geçeceÄŸini bilmek, kendinde olmak gerekiyor. o dengeyi kurmak çok zor.ben kuramadım son bir kaç gündür bu dengeyi, can sıkıcı hissiyatlar daha baskın geldi, ama geçiyor…
iÅŸte aÅŸağıdaki ÅŸarkı bunları düşünmemi saÄŸladı, iyi hissettirdi bana, babamla konuÅŸmak, sevgilime sarılmak, elma yemek, bir ÅŸiÅŸe ÅŸarap içmek, bir daha eve iÅŸ getirmemeye karar vermek, deÄŸersiz insanları flu görmek de iÅŸe yaradı aslında…
kendi içinde kendimi keşfedip kendi yağında kavrulmak istiyorum. kendim olmak, ya da kedi olmak belki de. kek yapmak sonra da üzerine kenger sakızı çiğnemek istiyorum.
aslında yaptığım sadece kendi halinde kendikendini yemekten kendini alamamak bir de üzerine kendini beÄŸenmiÅŸlik yapmak, kendini bilmez bilmez yazı yazmak kendini kaybederek, sonra kendini toparlamak için kendini kaptırmak…
sonra da bir ÅŸarkı mırıldanıyorum kendikendime; “yine kendi kendime sormadan duramadım.. “
yalan söylemek, yalanlar içine batıp çıkamamak, yalandan bir aÅŸk yalandan bir hayat kurmak…çok zor deÄŸil mi? herÅŸeyi yalan yaÅŸamak çok zor deÄŸil mi?
ben insanlardan umudumu kestim, ben iyi ve düzgün insanların çok az kaldığına inanıyorum, ben insanlardan korkuyorum artık…
kendi gerçekliÄŸimde, sevdiÄŸim adamla, sevdiÄŸim kahve fincanı ile kahve içip evimde yalandan arınmış bir ÅŸekilde yaÅŸamak istiyorum, tüm yalanlardan ve yalancılardan uzak…
üzerime karanlık çöküyor gibi. yolda yürüken, yemek yerken, film izlerken birden o fotografdan uzaklaşıyor uzaktan izliyorum yaptıklarımı. upuzun bir yolda kayboluyorum sonra. farkında olmadan kırıp döküyorum kendimi ve onu. kim haklı kim haksız bilmeden… cevabı yok çünkü sorularımın ne ben ne baÅŸkası yanıtlayamıyor bunları.ben aÄŸlarken o uyuyorsa bu adil mi?
insanlarla uğraşmaktan beni o kadar unutuyorum ki, sadece kırgın, ağlak olduğumda aklıma geliyor çünkü o zaman yanımda sadece ben oluyorum, tek başına!
sadece bu ÅŸarkı iyi geliyor bana…
yağmur duasına çıkmak istiyorum şu kasvetli yapışkan soğuk havada, iyice gömülüyorum dibe doğru. içmek istiyorum bu aralar, sigara hem de! ama bıraktım ya, nodüllerim için ya, yoksa ne olur? pörtler gözlerim ve sesim kısılır, nodüller büyür ameliyat olurum.
hımm bu pek iyi deÄŸil. ÅŸarap içeyim o zaman hem kan yapar hem sarhoÅŸ, gevÅŸer tüm kasıntılıklarım, sallamam sevmeyenlerimi ve sevemeyenlerimi. kimseye zararı olmadan ÅŸirince yaÅŸamaya çalışan ben çok yoruluyorum küçük hesaplardan, klavye ıslanmasın istiyorum o yüzden ya yazmayı bırakmam ya da aÄŸlamayı bırakmam gerekiyor, depresif bi yazı oldu biliyorum s…de deÄŸil! hastayım bir de tüm bunların üstüne, hapÅŸurmaktan kafam aÄŸrıyor. bu memleketin ne sıcağı ne de soÄŸuÄŸu çekilmiyor. 11 saat derse girdim kollarım acıyor artık. çok mu üst üste geliyor herÅŸey kestiremiyorum… Devamını okuyun »
sabahları çok kere başıma gelmiştir, uyandığımda yüzümde kocaman bir iz! şekilsiz ve kocaman bir yara izi gibi. ne izi tabiki yastık izi, katlanmış çarşaf izi, kendi elimin izi vs.vs. bir an önce geçsin diye sadece dua etmek gerekir çünkü yapacak hiç birşey yoktur! çünkü hemen geçmez! ne fondoten ne pudra, asla işe yaramaz. geçecek bir şey değildir, hem kırmızı hem çıkıntılı! ama ben bu yastığa bayıldım. işe geç kalıp aceleyle yüzünüzde bu izle gittiğinizi düşünün. ne büyük bir eğlence kaynağı çevrenizdekiler için. suratımda, kolumda, ya da elllerimde oluşan şekillerle sevgilimden uyurken mesaj almak aslında çok da keyifli olurdu, lakin o sabah işe gitmemem gerekebilirdi. 2 numaralı yastık:
kış aylarında çok hastlanırım ve hep burnum akar, burnum akmasa bile tüm ağlama zamanlarım gece yastıkla buluştuktan sonraya denk gelir ve bu yüzden yastığımın altı kağıt mendillerle dolu olur. kimi temiz kimi kirli, orasını fazla kurcalamamak gerek. eğer önceki geceden kağıt mendil kalmamışsa buz gibi soğukta titreye titreye mutfaktan peçete almam gerekir ya da çocuklar gibi direk kol ağızlarına baş vurmak. her şekilde kötü yani.
iÅŸte bu iki numaralı yastık benim bu sorunumun çözümü olmakta. tasarlayan her kimse gözlerinden öpmek istiyorum mümkünse. sipariÅŸ etmek zor olacak gibi, fiyatı 85$. o yüzden anneme gösterip onu ikna edip böyle bir yastığa sahip olmak istiyorum… 3numaralı yastık:
son yastığım ise benim ve benim gibi uyurken müzük dinleyen insanların çektiği
bir sıkıntıyı ortadan kaldırmak üzere tasarlanmış olup aslında çok basit bir mantığa dayanmakta. her ne olursa olsun fikir sahibi olamadığım için kıskançlık yapmayı bir kenar bırakıp yine takdir etmem ve en kısa zamanda böyle bir yastık edinmem gerekecek. aksi takdirde kulaklık kulağımı aÄŸrımaya, bir kulağımın daha az diÄŸerinin daha çok duymasına, göndüğüm zaman mp3 player’ımın yere düşmesine, ya da yatakda kaybolmasına katlanmam gerekecek…
baktım da şurda yer alan müzikli yastık günümüz teknolojisine sanki biraz daha uygun.
evet itiraf ediyorum çok kıskanıyorum tasarımcıları, çok akıllıca iÅŸler yapıyorlar, akıllıca olmasının en büyük özelliÄŸi çok kullanışlı ve çok basit mantıklara dayanması. ama ben ne yapcam; hemen yatak dolabımdan bir yastık çıkarıp içini kağıt mendille, hatta biraz da makyaj pamuÄŸuyla dolduracağım ve üzerien ‘günaydın kendim, günaydın sevgilim’ yazısını iÅŸleyeceÄŸim, sonrada yastığın bir yerinden bir delik açıp mp3 player’ımı içine yerlerÅŸtireceÄŸim :)