küçük dinemiz, dinemizcik, dinemiz morissette, dine crow, dine gray, dine jones, dinemiz ferah, dineanouk ve içimdeki tüm ÅŸarkıcı ruhlarım veda ediyorum size…
dün gece pc başında müzik dinleyip deli gibi bağıra bağıra çalan ÅŸarkıya eÅŸlik ederken bi ÅŸey yaptım; sesimi kaydettim bi heyecanla, söylerken ööle bi de kendime güvenle sööledimki sanırsınız yılların vokalistiyim, sonra kayıt bitti ve ben play tuÅŸuna bastım…veee
o an bitti herÅŸey! o an içimdeki ÅŸarkıcı ruhu yerle bir oldu ve bi daha çevremde birileri varken ÅŸarkı söölememeye karar verdim , o ne berbat bi ses , o ne berbat ton kaçırma , o ne detonelik! hayır bi de iÅŸin kötüsü bu zamana kadar müzisyen olan sevgilime ne çok iÅŸkence yapmısım, zorla ona bi ÅŸarkı çaldırıp söylemeye baÅŸlayıp ‘bak, nası? hiç detone olmadım dimi? ‘ diye defalarca sormuÅŸum, ah yazık ona, zavallı sevgilim çaktırmadan biÅŸiler söölemeye çalışırdı bide
oysa konuÅŸurken, ÅŸarkı söylerken kendi sesimi severdim, ama içimden deÄŸilde dışımdan duyduğım ses çok kötü, kötü de deÄŸil; tiz, yabancı vs. vs…
şurda bahsettmiş, herkesin kendi duyduğu ses dalgaları dışardan duyulandan daha güzel gelir, bunun sebebi de ağızdan, boyundan, sinüslerden geçerken çok daha derinden (*) duyulur diye..
sonra düşündüm; ya gördüklerimiz de öyleyse, ya aynada benim gördüğüm yüz , senin baktığından farklıysa!
bu düşünce bilimsel hiçbir veriye dayanmadığı için sadece düşünce olarak kalabiliyor ama kendi yüzüme hiçbizaman bakamayacak olmak, ellerimi gördüğüm gibi sırtımı göremeyecek olmak, ayna karşısında ÅŸekilden ÅŸekle girerek omuzumu görmeye çalışmak aslında çok rahatsız edici…